22 Ağustos 2007 Çarşamba

Fransa’da Yaşanan İdeolojik Deprem


Sayın Adnan Oktar'ın "Yaratılış Atlası" isimli eseri, Türkçe ve İngilizcesinin yayınlanmasından kısa bir süre sonra, Fransızca olarak da yayınlandı ve Fransa'da büyük etki meydana getirdi. Bu değerli eserin Fransa’nın en tanınmış simalarına ve tüm eğitim merkezlerine ulaştırılması, bugüne kadar kendi birçok sapkın felsefe ve fikirlerinin karşısında hiçbir görüşü önemsemeyen ve tehlike olarak görmeyen Fransızlarda, büyük bir şaşkınlığa ve adeta kültür şokuna neden oldu.
Toplam 5600 sayfa ve yaklaşık 11.000 resimden meydana gelen 7 ciltlik Yaratılış Atlası’nın birinci cildinin Fransa’da oluşturduğu etki, Türk ve dünya basınında geniş yer buldu.
Evrim teorisinin geçersizliğini ispatlayan bulguların başında fosil kayıtları gelmektedir. Fosil kayıtlarında canlıların on milyonlarca yıl değişmeden yapılarını korudukları görülür. Sayın Adnan Oktar’ın “Yaratılış Atlası” isimli eserinde, bu fosillerin ne olduğu, nasıl oluştuğu, nerelerden ve ne şekilde çıkarıldığı gibi bilgilerin yanı sıra, "Biz evrim geçirmedik, yaratıldık" diyen milyonlarca yıllık fosillerin bazı örnekleri de yakından tanıtılmaktadır. Birbirinden kaliteli fotoğraflar içeren bu dev eser, görünümündeki ihtişam ve etkileyiciliğin yanında, Allah'ın üstün yaratışının delillerini sunan ve evrim teorisinin geçersizliğini anlatan bilimsel içeriğiyle de dikkat çekiyor. Bu muhteşem eserin çok sayıda örneğinin, Fransa'da birçok ünlü politikacı, bürokrat, akademisyen, sanatçı, bilim adamı ve diğer önde gelen kişilere tanıtım amacıyla ücretsiz olarak gönderilmesi, Fransa’nın, Darwin’in teorisine körü körüne sahip çıkan bir kesiminde, kendi ifadeleri ile "ideolojik bir deprem" etkisi meydana getirdi.
Fransa’nın en büyük gazete ve dergileri “Yaratılış Atlası”na dehşet dolu ifadelerle yer verdiler. Le Figaro, L’Express, Le Monde ve La Croix gibi Fransa’nın önde gelen yayınlarında konu “deprem”, “hücum”, “bomba etkisi” gibi dehşet ve panik ifade eden başlıklarla yer aldı. Tüm bu gelişmeler kitabın Fransa’da meydana getirdiği etkiyi ortaya koymaktadır. Çünkü bu kitabın özelliği, Darwinizm’i “hiçbir açık bırakmayacak şekilde” yok etmesi ve cevap verilemez nitelikte olmasıdır.

‘Yaratılış Atlası’nın Dünyanın Önde Gelen Yayınlarındaki Yankıları
Washington Post Gazetesi, 5 Şubat 2007Darwinizm Terörizme Neden Olur mu?
Son iki hafta içerisinde Fransa’daki binlerce okula gizemli bir biçimde çok şık bir biçimde resimlendirilmiş ve Darwinizm’e saldıran bir Türk kitabı postayla yollanmaya başladı. Yaratılışçılık Atlası adındaki 768 sayfalık, büyük ciltli kitap sadece Charles Darwin’in evrim teorisinin kandırmacalarını ortaya dökmekle kalmıyor, aynı zamanda terörizmin gerçek kaynağı olarak lanse ediyor... Atlas, ateizm ve materyalizm ile olan bağlantılarından dolayı ırkçılıktan Naziliğe, komünizmden terörizme hemen hemen her şeyin nedeni olarak “güçlü olanın hayatta kalması” kavramını gösteriyor.
Yapılan araştırmalar, Darwinizm'in Türkiye'de her geçen gün etkisinin kırıldığını göstermektedir. 1980'lerin başında, Türkiye'de evrime inanmayanların oranı %30-40'lar civarındayken, 2006'da yapılan uluslararası bir anket, halkımızın %75'inin evrim teorisine inanmadığını ortaya koymuştur.
L’express Gazetesi, 2 Şubat 2007Okullarda Bir Türk Yaratılışçı Atlas
Fransa’da yayınlanan en önemli dergilerden biri olan L’Express’in 2 Şubat 2007 tarihli sayısında Yaratılış Atlası hakkında bir haber yer aldı. Haberde Fransa’daki bazı kamu kuruluşlarına ve bilim adamlarına gönderilen atlasın oldukça dikkat çekici, renkli, çocukları dahi etkileyebilecek bir eser olduğu belirtiliyor.
Evrim Teorisi , sahte kafatasları, sahte ara fosiller ve sayısız spekülasyonla ayakta tutulmaya çalışılan, ancak yolunun sonuna gelmiş olan bilim dışı bir iddiadır.
Le Figaro Dergisi, 2 Şubat 2007
“Son bir hafta içinde Fransa’da çoğu üniversite, lise ve kolej, "Yaratılış Atlası" başlıklı, Darwinizm ve evrim resimleriyle dolu, 770 sayfayı aşkın bir kitap aldı. Bir Türk olan Harun Yahya (Gerçek adı Adnan Oktar) tarafından yazılan kitap şunların altını çiziyor:
“Evrimcilerin sahtekarlıkları, aldatıcı açıklamaları” ve özellikle de “Darwinizm ile faşizm ve komünizm gibi kanlı ideolojilerin arasındaki gizli bağlar.” Yazar ayrıca, “türlerin hiçbir zaman değişmediğini” belirtmek için iki yüzyıldır tüm dünyada bulunan çok fazla sayıda fosile güveniyor.
Evrim teorisinin okullarda okutulması, sayısız medya kuruluşu tarafından evrimci iddiaların spekülasyonlarının yapılması, evrimci bilim adamlarından taraftar toplanması, yalnızca geçici bir durumdur. Yüce Allah, "Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir..." (Enbiya Suresi, 18) ayetiyle bildirdiği gibi, batıl olan her inancı ortadan kaldıracaktır.
…Yazar fosillerle günümüz örneklerinin birbirlerine benzediklerini göstermek için muhteşem balık, sırtlan, karınca, deniz yıldızı resimlerinin yanına onlarca milyon yıldan daha yaşlı hayvan ve bitki resimlerini koyuyor. Ve böylece şunu göstermek istiyor: “ canlılar evrim geçirmediler, yaratıldılar.”
Le Monde Gazetesi, 3 Şubat 2007
“Benzersiz bir eser geçtiğimiz haftalarda binlerce nüsha dağıtıldı. Okullara, üniversitelere ve eğitsel arşivleme merkezlerine dağıtılan bu eserin adı Yaratılış Atlası 1. cilt. Büyük formatta ve bolca resimlendirilmiş 800 sayfadan oluşmakta ve Harun Yahya imzası taşımaktadır.
Türkiye’de yazılan ve basılan bu kitabın sonuç bölümü açık: “Yaratılış bir gerçektir” ve “evrim bir sahtekarlıktır.”
(...) Harun Yahya, Hıristiyan yaratılışçıların aksine, dünyanın 4,6 milyar yaşında olduğunu kabul ediyor. Ama o evrimin olmadığını, yaratılışın bir gerçek olduğunu belirtmek için fosillerin güncel türler ile olan benzerliği üzerinde duruyor. Yazar, temel mantığını Kuran üzerine kuruyor ve şöyle sonuçlandırıyor: “Her nereye dönersek dönelim, Allah’ın yüzü oradadır.”
(...) Yazarın Fahri Başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı (BAV), 2001 yılında Science dergisi tarafından, “Birleşik Devletler dışında en etkili evrim karşıtı hareketlerden biri” olarak nitelendirilmişti.”
Le Monde Gazetesinde Yayınlanan Röportaj, 8 Şubat 2007Yaratılış Tezler Türkiye'de Zemin Kazanıyor
Le Monde gazetesinde yer alan bir diğer haberde Harun Yahya’nın eserlerini yayınlayan Global Yayıncılık yetkilileriyle yapılan röportaja da yer veriliyor:
“İstanbul’un popüler bir semtindeki Global Yayınevi’nin tertemiz büroları faaliyetleri hakkında çok açık bir bilgi veriyor. Toplantı masasının başucunda büyük, resimli kırmızı bir kitap bulunuyor. Bu kitap, Ocak ayının sonlarında Fransız medyasına, okullarına ve üniversitelerine gönderilen, Harun Yahya imzalı, gösterişli “Yaratılış Atlası”.
2001 yılında kurulan Global Yayınevi 92 kişi istihdam ediyor ve sadece “çok sayıda eser vermiş olan” Harun Yahya’nın (kitaplar, filmler ve internet sitelerinden oluşan) eserlerini yayınlıyor.
... 50 yaşındaki (gerçek ismi Adnan Oktar olan) Harun Yahya 20 yıldır yaratılış ve din üzerinde kitaplar yayınlayan bir yazar.
... 2006’da, Darwin’in yanıldığını ispatlayan fosiller sadece İstanbul’da 350 kez sergilendi. Çocuklar için hazırlanan kitaplar da ücretsiz olarak dağıtıldı. Yaratılışçılık, yavaş yavaş Türkiye’de yerleşiyor.
Ortadoğu Üniversitesi’nden Aykut Kence “Onların tezleri 1985 yılından itibaren okul kitaplarında görünüyor. Bu zamanlarda ilk okullarda evrim fikrine rastlamak bile imkansız. Son on yıl içinde yetişen öğretim görevlilerinin pek çoğu yaratılışçılığa “döndü”ler. Bilimler Akademisinin yaptığı araştırmaya göre ülkedeki lise öğrencilerinin % 75’i evrim teorisine inanmıyorlar.”
La Liberation Gazetesi, 6 Şubat 2007
Fransa’nın en önemli gazetelerinden La Liberation’da 6 Şubat 2007 tarihinde “Yüzlerce liseye Yaratılışçı Türk Yazarın Kitabı Yollandı” başlıklı bir haber yer aldı. Haberde şu ifadeler yer alıyordu:
“Yaratılış Atlası fosil ve hayvan resimlerini destek alarak, 19. yy da Darwin yandaşlarının savunduğunun aksine insanın hiçbir değişim geçirmeden kaldığını ispat etmeye çalışıyor. Yazar ve editor Harun Yahya internet sitesinde birçok dile çevrilmiş eserlerine yer veriyor ve görüşünü desteklemek amacıyla Kuran'dan alıntılar yapıyor. Harun Yahya Türkiye'de Yaratılışçılığın en büyük savunucusu (şampiyonu) olarak tanınıyor…”
La Croix Gazetesi, 4 Şubat 2007
La Croix isimli, Fransa’da yayınlanan bir diğer önemli gazetede de Yaratılış Atlası’nın Fransa’da bir tartışma başlattığını konu alan bir haber yer aldı. Haberde Yaratılış Atlasında yer alan fosillerden de bir örnek verildi. 280 milyon yıllık bir kurbağa fosili ile canlı bir örneği kıyaslayarak, Atlas’tan “Canlılar yaratıldıklarından bu yana değişmemiş, evrim geçirmemişlerdir” şeklinde bir alıntı yapıldı.
Science Dergisi, 16 Şubat 2007 “Yaratılış Atlası” Science Dergisinde
Evrim yanlısı yayınlarıyla tanınan Science dergisinin 16 Şubat 2007 tarihli sayısında Harun Yahya müstear ismiyle eserlerini yayınlayan sayın Adnan Oktar’ın Yaratılış Atlası’nın etkilerinden bahseden “İnanç ve Bilim” başlıklı bir haber yer aldı. Haberde özetle şu ifadeler yer alıyordu:
Uzun zamandır evrime yapılan “en göz kamaştırıcı görünümlü saldırı”: Bu, son haftalarda kendilerine Yaratılış Atlası gönderilen Avrupalı bilim adamlarının ortak görüşü.
Lüks baskı, 768 sayfalık büyük ciltli kitap, 9/11 de dahil olmak üzere birçok kötülüğün kaynağı olarak Darwinizm’i gösteren Türk yazar Harun Yahya tarafından kaleme alınmış. Yayıncı, binlerce olmasa da kitabın yüzlerce nüshasını Batı Avrupa’daki en az dört ülkedeki araştırmacıya göndermiş.
Yüzlerce nüshası özellikle okul ve kütüphane müdürlerine gönderilen Fransa’da kitap pek çok kişiyi rahatsız etti.
Harun Yahya, 1997 yılından beri İslami Yaratılışçılık konusunda çalışmalar yapan Bilim Araştırma Vakfının (BAV) başkanı Adnan Oktar’ın müstear ismi. (Science, 18 Mayıs 2001, s.1286).
Yahya, Dünya’nın milyarlarca yıllık bir yaşa sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, canlıların evrimsel bir süreç sonucunda oluştuğu düşüncesini reddediyor. Yedi ciltlik “Yaratılış Atlası”nın ilk cildinde 500’den fazla sayfa günümüzde yaşayan canlılarla tıpa tıp aynı olan fosillerin resimlerine ayrılmış. Yahya bu fosillerin evrim teorisini çürüttüğünü söylüyor.
Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesinden biyolog Aykut Kence “Türkiye’de BAV’ın yaratılışçılığı yayma konusunda oldukça başarılı olduğunu” belirtiyor. Son yapılan bir araştırmaya göre ortaokul biyoloji öğretmenlerinin yüzde ellisinden fazlasının “evrim konusunda şüphede” olduklarını söylüyor Kence.
Harun Yahya’nın kitapları ayrıca Arapça, Urduca ve İslam ülkelerinde konuşulan diğer dillere de çevrildi.
Sorulara e-posta ile verdiği cevapta, Yahya’nın sözcüsü Fransa’nın “Nazilerin zamanında olduğu gibi kitapları toplatıp yakabileceklerini… Ancak Darwinizm’in çöküşünün getirilen yasaklamalarla önlenemeyeceğini” belirtiyor. ( Science, Vol. 315. no. 5814, p. 925 )
Fransız televizyon kanalı TF1’in internet sitesi, 2 Şubat 2007‘Yaratılış Atlası’ Televizyon Kanallarında da İlgi Gördü
Fransa’da yayın yapan TF1 Isimli televizyon kanalının internet sitesinde 2 Şubat 2007 tarihinde “Yaratılışçı Müslüman bir Kitap Liselere Yayıldı” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde Le Figaro dergisinde yer alan habere yer verildi.
“Yaratılış Atlası”nın Çeşitli İnternet Sitelerindeki Yankıları
Darwinist Panik
Eğitim kurumlarımıza, Darwinizm’i reddeden, 770 sayfalık zengince resimlendirilmiş, ‘Yaratılış Atlası’ isimli kitaptan yüksek miktarda gönderildi. Kitap, birçok eserin sahibi Harun Yahya (Adnan Oktar’ın müstear ismi) adında bir Türk tarafından hazırlanmış…
Darwin, 1 Numaralı Terörist
Parlak ve kaygan kağıda, çok sayıda resimle zenginleştirilmiş, lüks baskılı, üstelik postayla elinize ulaştırılan böylesine güzel bir kitap almak her zaman nasip olmaz. Genellikle bu tarz bir hediyenin sahibi olan alıcılar konuyu fazla kurcalamazlar. Ama bu defa durum farklı. Harun Yahya (gerçek adı Adnan Oktar) tarafından yazılmış olan kolej, lise ve üniversite öğrencilerinin faydalanmasına uygun 700 sayfalık "Yaratılış Atlası" eksiksiz bir dille Darwinizm ve evrim teorisini reddediyor. Darwin'in fikirleri ile totaliterizm, terörizm arasında bağ kuruyor...
Harun Yahya ve Darwinizm
Le Nouvel Observateur dergisinin internet sitesinde Harun Yahya’nın çalışmalarıyla ilgili çeşitli yorumlara yer verildi. Bu yorumlardan bir tanesinde özetle şu ifadeler yer alıyor:
İslam’ı tanımayan gayri Müslümanlar için ve aynı şekilde İslam hakkında bilgilerini derinleştirmek isteyen fransızca konuşan Müslümanlar için Harun Yahya çok güzel bir referans. Çünkü yazıları ve internet sitesinde ücretsiz olarak temin edilen kitapları (www.harunyahya.com) çok içten metinler. Kitapları yaklaşık kırk dile çevrilmiş.
Kuran’ı çok kolay anlamaya izin veren 3 küçük kitabı okumak çok iyi olur: “İslam’ı Tanımak”, “Temel Kavramlar” ve “Kavimlerin Helakı”Harun Yahya’yı okumak aynı zamanda onun nasıl Darwinizm’i çürüttüğünü bilmeyi sağlıyor. O, Le Nouvel Observateur’ün makalesinde dendiği gibi bilime dayanıyor.
Harun Yahya’yı okumak ve Kuran’ı anlamak çok fazla kafa karışıklığını engelleyebilir.
… Harun Yahya’yı okuyun ve kendi fikrinizi oluşturun. Hayran kalacağınıza eminim. Ve bu büyük bir tabuyu kırmanıza da izin verecektir: Evrim teorisini sorgulamak!
* Sombreval yayınevinin internet sitesinde de Harun Yahya’nın önemli eseri Yaratılış Atlası’nın Fransa’da oluşturduğu büyük etkiye yer verildi ve Le Figaro’da yer alan haberden çeşitli alıntılar yapıldı.
* Bir Fransız siyasi partinin sitesinde, 3 Şubat 2007 tarihinde yer alan haberde Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası isimli eseri hakkında şu bilgilere yer veriliyor:
İslam dünyasında yaratılışçılık, dindarlığın yükselmesiyle aynı zamanda, 80’li yıllarda doğdu... Yaratılışçılığın en aktif tebliğcisi ise “uluslararası Harun Yahya yayınları” dolayısıyla, kesin olarak Harun Yahya’dır.
TÜRK BASININDAN ‘YARATILIŞ ATLASI’ ÖVGÜLERİ
KİTAPLARIN HÜNKARI
Hiç böylesini görmemiştim… Kargo getirince tek kitap olduğuna bir türlü inanamadım.Hiç görmediğim bir kitap…Tarttım kitabın ağırlığı tam 7 kilogram…7 yaşındaki çocuk yerinden kaldıramaz… Sözünü ettiğim ve hakkında tanıtım yazısı yazdığım kitabın adı: YARATILIŞ ATLASI… Yazarı ise Harun Yahya… Namı diğer Adnan Oktar Hoca…Reklam sayfaları hariç 764 sayfa… Değme kitaplığa zor sığar…Konusu mu?
Sevgili okurlar YARATILIŞ ATLASI, Darwin’ci güruhun evrimci cahillerini sinirlendirecek bir kitap…Görürlerse, içini açıp bakarlarsa, hele bir de ne dendiğini anlarlarsa, mutlaka cin çarpmışa dönerler…Peki inanır mı evrimci güruh?İşte orasına hiç ihtimal vermiyorum…
Allah’ı inkar yolu yaratılışı inkarla başlar… Yaratan yoksa (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.) din olur mu? Böyle cahil dinsizlerde hiç akıl bulunur mu?
İnançlarının çürütüldüğüne kani olmuşlar ki Milli Eğitim Bakanlığı’ndan “evrim teorisi”ni (safsatasını) okullarda daha çok, daha geniş tafsilatlarla (ayrıntılarla) zorla kabul ettirmek istiyorlar.
YARATILIŞ ATLASI, cühela takımına 10 bin yıllık, 100 bin yıllık, 1 milyon, 5 milyar, 500 milyar yıl önce yaşamış canlıların ayan-beyan fosillerini ve bugünkü cinsleriyle karşılaştırmalarını gösteriyor.
Ellerine, dillerine, imanlarına, ihlaslarına sağlık…Eh ne yapalım, evrimci güruh temelli sinirlenecekmiş bu kitabı okurlarsa…Doğrudur kitapta hiçbir açık bırakılmamış…Duydunuz mu bilmiyorum sergisini de açmışlardı… … Unutmadan hemen söyleyeyim… Bu kitap henüz birinci cildidir… Mutlaka arkasından ikinci cildi gelecek…
Kuzey ve Güney Amerika’da, Avrupa’da, Afrika’da ve Ortadoğu’da, Çin, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bulunan fosillerin resimleri ile günümüzde hayatiyetini devam ettiren canlı varlıklar, ağaçlar hiçbir değişime uğramadan gördüğümüz şekilde var…Evrim diye bir saçmalık yoktur, olamaz…Tebrik ediyorum Harun Yahya’yı ve çalışma arkadaşlarını…
İnanmayanı kitabı tedarik etmeye davet ediyorum…Canlı gibi gözüken çam kozalağını, çınar yapraklarını, balıkları, denizyıldızlarını, kertenkeleleri, midyeleri, kırkayakları, arıları, çeşitli hububatı, yılanı, kuşları görmenizde fayda var.Ben at fosiline, jaguar fosiline ve kartal fosiline hayran kaldım.
Milyon yıl önce de şimdikine benziyorlar.Maymun fosili de var kitapta. Zerre-i miktarda değişime uğramamış…Gitti evrim safsatası, geldi Yaratılış Atlası…Herkese tavsiyem, bu hazine eserden kütüphanelerine almalarıdır… İnsanlar için önemlidir… Abdurrahim Karakoç / Vakit Gazetesi
EVRİM ZORBALIĞI
Bir kısım ateistler evrim teorisi konusunda dehşetli bir terör fırtınası estiriyor. Hatta bir valiyi, ildeki bir kütüphaneye EVRİM TEORİSİNİ ÇÜRÜTEN BİR KİTAP (Yaratılış Atlası) aldırdığı için medyatik lince tabi tuttular.
Evrim teorisi konusunda şu gerçekler bilinmelidir:
- … Allah’a iman eden kimsenin evrim teorisine inanması mümkün değildir. - Evrim teorisini mutlak bir doğru olarak göstermek, büyük bir sahtekarlıktır. - Evrim teorisinin doğru olduğuna iman etmeye çağırmak, işte bu ayrı şeydir ve kimsenin böyle bir zorbalık yapmaya hakkı yoktur. Evrimcilerin cesaretleri varsa, buyursunlar bir televizyon kanalında ilmi bir açık oturuma katılsınlar.Evet, cesaretleri var mıdır?Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete 06 Şubat 2007
FRANSA'DA EVRİM TEORİSİ ŞAŞKINLIĞI
Adnan Oktar’ın “Harun Yahya” imzası ile yayınladığı ve evrim teorisine karşı yaratılış gerçeğinin savunulduğu “Yaratılış Atlası” kitabının, Fransa’da birçok üniversite, kolej ve liseye gönderilmesi Paris’i şaşkına çevirdi. “Evrim teorisi”ni terörizmin kaynağı olarak gösteren kitap, bir haftadır bütün okullarda bulunuyor.Yeni Şafak / 03 Şubat 2007
FRANSA VE YARATILIŞ ATLASI
Harun Yahya, Türk İslamcı araştırmacı Adnan Oktar’ın müstear ismi… Harun Yahya, hacimli bir kitap hazırladı. Yaratılış Atlası adlı kitap geçen ay Türkiye’de çıktı.
Fransa’da Deprem Etkisi Meydana Getiren Dev Eser
Evrim teorisini yalanlayan yüzlerce fosile yer verilen ve 28x38 cm.'lik dev ebadı, baskı kalitesi ve tekniği ile dünyada tek olan 764 sayfalık “Yaratılış Atlası”nda, teorinin çöküşü hakkında en doyurucu bilgileri bulabilirsiniz. Eser, kapağındaki orijinal hologram görüntülerle, parlak kuşe kağıdıyla, toplam 1500’ü aşkın renkli resim, fotoğraf ve belgeyle benzersiz bir görünüme sahip. Ayrıca “Evrimin Fosillere Yenilişi” isimli VCD belgesel bu dev eser ile birlikte...
Darwincilik Terörü Kökleştirdi
Kitap, masumların öldürülmesini haram kılan İslam’ı savunuyor. Allah’ın müminlere rahmet ve şefkati emrettiğini ifade ediyor ve Darwinciliği, komünizm ve Marksizm gibi terörü kökleştiren teoriler arasına koyuyor.
Yaratılış Atlası Fransa’ya birkaç gün önce ulaştı ve orada dünya ayağa kalktı.
… Yaratılış Atlası kitabında yer alan bilimsel gerçeklerin ayrıntılarına, sosyo-siyaset bilimiyle bağlantısına ve bu gerçeklere dayanarak terör olgusunun açıklanmasına girmek istemiyorum; ancak Fransa’da bilimsel bir kitaba yönelik bu “korkuya” ve “faşizme, Nazizme ve teröre temel oluşturmuş” bir teorinin nasıl savunulduğuna işaret etmek niyetindeyim.Vakit Gazetesi / Mısır’da Yayımlanan El Mısriyyun Gazetesinden Alıntı – 5 Şubat 2007
YARATILIŞ ATLASI'NA VALİ EMRİ
Binlerce üst düzey bürokrata gönderilen "Yaratılış Atlası"ndan Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Coş'a da gönderildi.
… Vali Hüseyin Avni Coş tarafından 25 Eylül 2006 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'a gönderilen "Sayın Bakanım" diye başlayan mektupta, "Harun Yahya mahlaslı yazar tarafından yazılan 'Yaratılış Atlası' isimli kitabın ciddi bir çalışma görüntüsü verdiği, halk kütüphanesine konulmasının faydalı olacağı” belirtildi.
Şimdi kütüphanede:
İlk defa Adnan Oktar'ın bir kitabı Kırklareli valiliği İl Yayın İnceleme Komisyonu kararıyla Halk Kütüphanesine bağış kitap olarak alındı…Vali, Oktar'ın kitabını Halk Kütüphanesine niçin aldıkları konusunda ise şunları söyledi:
"Kitap çok profesyonelce hazırlanmış, bilimsel bir kitap gibi geldi bana. O yüzden kütüphanede bulunmasının faydalı olabileceğini düşündüm. Yaratılışla ilgili bilimsel bir kitaptır. Bir teoriyi desteklemek için yazılmış ciddi bir kitap izlenimi verdi.”
Materyalizmin Çöküş Müjdesi
Sayın Adnan Oktar’ın “Yaratılış Atlası” adlı benzersiz eserinin, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen gazete-televizyon yayınlarında ve internet sitelerinde bu denli büyük bir yankı uyandırması bu dev eserin ulaştığı her noktadaki güçlü etkisini gözler önüne sermektedir. Yaratılış Gerçeği’yle ilk kez bu kadar “net” ve “itiraz edilemez” şekilde karşılaşan Fransa’da yaşanan bu panik havası, gerçekte materyalizmin -uzun zamandır örtbas edilmeye çalışılan- resmi çöküşünü müjdelemektedir. Allah’ın izniyle 21. yüzyıl insanlığın altın çağı olacak, din ahlakına karşı olan tüm akımlar, inananlar tarafından fikren bertaraf edilecektir.
“De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)



Şempanze Genomunun Bütünsel Analizi İnsanlarla Daha Büyük Oranda Genetik Farklılık Ortaya Koydu



Genomu deşifre edilen canlılara şempanze de katıldı. Elde edilen veriler, uluslararası bir araştırma ekibince insandaki karşılıklarıyla karşılaştırıldı ve çalışmanın sonuçları Nature dergisinde açıklandı. (1) Araştırma ekibinin edindiği sonuçlara göre, insan ve şempanze birçok geni paylaşıyordu ama aynı zamanda benzerliklerin yanı sıra oldukça önemli farklılıklar da vardı. Öyle ki, bu ilk kapsamlı genetik karşılaştırma, daha önceden gerçekleştirilen ve kısmi genom analizine dayalı olan çalışmalarda elde edilen genetik farklılık oranını üçe katlamış durumdadır. Önceki çalışmalarda %98.5 civarında oranlar elde edilmişti, bu son çalışmada elde edilen oran ise %96’dır.
Şempanzeler; insan, fare ve sıçandan sonra genomları deşifre edilen dördüncü memeli olarak bilim adamlarının genomik hazinesini zenginleştirmişlerdir. Araştırma ekibi ABD, Almanya, İsrail, İtalya ve İspanya gibi ülkelerden 67 bilim adamı tarafından meydana getirildi. “İnsan Genomu Projesiyle atılan temeller üzerine inşa etmeye devam ediyoruz ve insan genomunu diğer organizmalardan genomlarla karşılaştırma yöntemiyle, kendi biyolojimizi anlamak açısından son derece etkili bir araç edinmiş durumdayız” diyor ABD’nin Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü yöneticisi Francis S. Collins. (2)
Genetik benzerlik rakamındaki düşüşte önemli bir sebep, bilim adamlarının farklı tipte genetik farklılıkları hesaba katması oldu. Önceki çalışmalarda bilim adamları varyasyon olarak sadece SNP’leri (single nucleotide polymorphism) seçiyor, bu şekilde %1.2 gibi farklılık oranları elde ediyorlardı. SNP’ler karşılıklı DNA dizilimlerinde tek bir birimde görülen farklılaşmayı ifade ediyor. Bilim adamları bu çalışmada SNP’lerin yanı sıra başka genetik farklılaşma tiplerini de değerlendirmeye kattılar. Bunlar arasında öne çıkan bir etmen, indeller (insertions and deletions- ekleme ve çıkarmaları) oldu. Indeller, insan ve şempanze dizilimleri karşılıklı eşleştirildiğinde bazı nükleotidlerin boşluklara denk geldiği birimleri ifade ediyor. Aşağıdaki şemada örneklendirilen indel sadece 3 birim uzunluğunda. Aslında indeller binlerce birim uzunluğunda olabiliyor.
%4 farklılık, 35 milyon SNP ile 5 milyon indel şeklinde bir dağılım ortaya koyuyor.

Propaganda rakamlarında zorunlu indirim
Indellerin hesaba katılmasıyla, önceki analizlerin ne denli yüzeysel ve yanıltıcı oldukları da anlaşıldı. Nature dergisinin haber servisince yayınlanan ve University of Washington School of Medicine’dan Evan Eichler’in yorumlarına da yer verilen bir yazıda bu konuda şu ifadelere yer verildi:
“‘İnsan ve şempanze, önceden zannedilen yakın kuzenler değiller. DNA’mız üzerinde geçmişte yapılan yüzeysel karşılaştırmalar dizilimlerimizin %98.5 ila %99 aynı olduğunu gösteriyordu. Sayıca 35 milyon olan ve toplam genomun %1.2’sine denk gelen tek harf değişimleri tek başlarına ele alındıklarında bu çıkabiliyor. Ama başka farklılıklar da var’, diyor Eichler. Ayrı bir yazıda, duplike olmuş parçaların iki canlıya ait dizilimlerde farklı biçimlerde yayıldığını yazıyor. Bu bölgeler çeteleye %2.7’lik farklılık daha ilave ediyor. ‘Dolayısıyla, %1.2 oranı üzüntü verici bir şekilde hatalı’ diyor Eichler.” (3)
Bu oldukça çarpıcı bir itiraf çünkü evrimciler on yıllarca toplumu insanla şempanzenin %99 genetik benzerlik ortaya koyduğu propagandasıyla yanılttılar. Ama şimdi bunun yüzeysel ve yanlış bir yorum olduğu ortaya çıkmış durumda.
Genetik benzerlik, ortak soy kanıtı değildir
Gerçekte, genetik benzerlik her ne olursa olsun bu oran, insan ve şempanzenin ortak bir atadan evrimleştiği senaryosuna hiçbir katkıda bulunmamaktadır. Açık bir şekilde, genetik dizilimler arasında genetik benzerlik olması ortak soy için bir kanıt oluşturmaz. İnsan da şempanze de aynı atmosferi soluduğuna, benzer organ ve diyetlere sahip olduklarına göre kendilerini benzer biyokimyalarla donatan genetik dizilimlere sahip olmaları son derece doğaldır. İki benzer cihazın kullanım klavuzlarındaki talimatların birbirine benzer olmasının bu cihazların tesadüflerle ortaya çıktığını kanıtlamadığı gibi, organizmalar arasındaki genetik benzerlikler de onların ortak atadan tesadüfen evrimleştiklerini kanıtlamaz. Canlıların DNA’larındaki genetik bilginin kompleksliği akıllara durgunluk verecek derecededir. Bu kompleksliğin matematiksel analizi, tesadüfe dayalı materyalist/evrimci iddiaları çürütmektedir. Genetik bilginin varlığı ve organizmalar arasında benzerlikler ortaya koyması, canlıları Allah’ın yarattğı gerçeği için somut bir bilimsel kanıt oluşturmaktadır.
İstatistiklerin Ardında
Bilim adamları “insan ve şempanzenin genetik olarak %99.4 benzer olduğunu buldu” gibi başlıkları okuduğumuzda bunların objektif ve net hesaplamalar olduğunu zannederiz. Rakamların küsüratlarının dahi eklenmiş olması ve bunların “bilim adamlarınca” yapılan hesaplamalara dayanması göz önüne alındığında başka bir şekilde düşünmek çok güçtür. Ancak ne var ki, bu izlenim tamamen yanıltıcıdır ve evrimci bilim adamlarının evrimci ön yargılarını desteklemektedir.
Bu ön yargıları gözler önüne sermek için 20 DNA bazından meydana gelen aşağıdaki iki dizilimi ele alalım. (Bazlar, DNA merdiveni üzerindeki basamaklar gibi sıralanan moleklüllerdir.) Bu dizilimler DNA’nın aynı bölgesinin parçasıdırlar ve birincisi babun, ikincisi ise orangutandandır. (4) Eğer paralel sıralar halinde dizilecek olurlarsa gayet kolay görülebilen farklılıklar ortaya koyarlar. (italik formda yazılmış ve renklendirilmiş olan yerler, dizilimlerin farklı olduğu yerleri belirtmektedir. A, T, G ve C sırasıyla Adenanin, Timin, Guanin ve Sitozin bazlarının baş harfini temsil etmektedir.)
Eğer benzerlikleri vurgulama eğilimindeyseniz daha yakından bakarak dizilimlerin farklı oldukları halde birbirinin aynı olan parçaları içerdiklerini görebilirsiniz. Bunları birbirine daha benzer göstermek için dizilime ekleyebileceğiniz hayali bir boşluktan yardım alabilir, dizilimi şu şekilde düzenleyebilirsiniz:
Şimdi dizilimler birbirinin neredeyse tıpatıp aynısı oldu. C ve boşluğun karşılıklı bulundukları noktada ikinci dizilim bir nükleotid kaybetmiş (veya birinci dizilim bir nükleotid kazanmış) görünümü verecek şekilde düzenleme yaptınız. Eğer bu noktada bir hesaplama yapacak olursanız benzerlik oranının belirgin derecede artmış olduğunu göreceksiniz.
Ama burada ciddi bir problem var. Verilere subjektif bir yorum unsuru kattınız.
Ve bu kattığınız, farklı uzunluktaki dizilimlere katabileceğinizin yanında küçük sayılabilecek bir miktar. İki organizmadan alınan uzun dizilimleri birbirine paralel sıralarda, nükleotidlerin sürekliliği hiç kesintiye uğramayacak şekilde eşleştirmek neredeyse asla mümkün olmuyor. Bu da yorumcuya nükleotidleri görmek istediği gibi eşleştirmenin kapısını açıyor.
Bunu göstermek için insan DNA’sına ait 40 nükleotidle orangutan DNA’sından 54 nükleotidle isteğe bağlı şekilde nasıl eşleştirilebileceğinin iki farklı yorumunu verebiliriz. Aşağıdaki iki eşleştirmede birinci sıra insandan, ikinci sıra ise orangutandan dizilimleri göstermektedir (5) :

Dikkatli bakacak olursanız her iki eşleştirmede de nükleotidlerin sırasının tamamen aynı olduğunu görebilirsiniz. Ancak indellerin ve SNP’lerin sayısı iki yorum arasında belirgin şekilde değişiyor. Ve elbette, karşılaştırılacak olan DNA dizileri bu örnekteki gibi 40-50 nükleotidden değil de insan ve orangutanın tüm genom karşılaştırmalarındaki gibi milyarlarca nükleotidden meydana geldiğinde farklı yorumlanabilecek ihtimallerin sayısı da çok çok daha fazla oluyor.
Evrimcilerin bilmecesi
Karşılaştırmalı genom analizlerinin geliştirilmesi sürecinde evrimciler tekrar tekrar “bizi insan yapan nedir?” sorusuna genetik analizlerin nihai cevap vereceğini, bir diğer deyişle insanın tüm özelliklerinin DNA düzeyinde açıklanabileceğini öne sürdüler. İnsan ve şempanze genomlarının bütünsel ilk karşılaştırması artık ellerinde ama bırakın bir cevap vermeyi, bir ipucuna bile sahip olmaktan çok uzaklar. Bu durumu çalışmayı aktaran haber yazılarında izlemek mümkün. Konsorsiyumun bir üyesi ve aynı zamanda Washington Üniversitesi’nde genom bilimleri yöneticisi olan Robert Waterson şunları söylüyor:
“[Genetik olarak] Çok farklı değiliz. Ancak bizim dil yeteneğimiz, otomobillerimiz, kahve makinelerimiz ve psikoterapimiz var. Bunların tümü nasıl olur da [genetik] plandaki az sayıdaki genetik değişiklikten kaynaklanabilir?” (6)
Gerçekten de öyle. Nasıl olur da az miktarda genetik farklılık bir yanda şempanzeleri ormana, diğer yanda bilim adamlarını şempanze genomu araştırma konsorsiyumlarına koyabilir? Akıl ve his sahibi bir canlı olan insanın genlere indirgenemez olduğu belirgin bir gerçektir. Bu durum evrimcileri cevapsız bırakmaktadır. Almanya’nın Leipzig kentinde bulunan Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden Svante Pääbo’dan şu sözler aktarılıyor:
“Burada şempanzelerden fenotipik olarak neden bu denli farklı olduğumuzu göremiyoruz. Gizemin bir kısmı orada saklı ancak bunu henüz anlayabilmiş değiliz.” (7)
Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü yönetcisi Collins, “Bizi insan yapan nedir?” sorusuna sadece moleküler boyutta cevap aramanın yanlışlığına şu sözlerle dikkat çekiyor:
“İnsan olmayla ilgili gerçek soru biyolojik bir soru olmanın ötesinde bir soru. Bu aynı zamanda teolojik bir soru. DNA bize nasıl olup da doğruyu yanlıştan ayırabildiğimizi veya insan ruhunun ne olduğunu söyleyemez.” (8)
Şempanze Genomu Biliminden ne anlıyoruz?
İnsan ve şempanzenin genetiği hakkında kapsamlı bir anlayış için uzun yol katedilmesi gerekiyor. Bu son karşılaştırma çalışması bilim adamları için ancak ham veri sağlamış sayılabilir. California Üniversitesi, San Diego’dan Ajit Varki’nin çalışmayla ilgili yorumunda söylediği gibi:
“Bir genom, elementlerin periyodik tablosu gibidir. Tek başına size şeylerin nasıl çalıştığı hakkında birşey söylemez- uzun bir yoldaki ilk adım gibidir.” (9)
Birincisi, genel bir prensip olarak, veriler kendileri adlarına konuşmuyorlar. Yorumlanıyorlar. Örneğin, bir mavi küp, mavi bir piramide mi yoksa daha büyük bir kırmızı kübe mi daha çok benzemektedir. Elbette, buna vereceğiniz cevap, tercih edeceğiniz kritere göre değişecektir; renk veya şekil. Bu çalışmayla ilgili akılda tutulması gereken nokta şu ki, genetik farklılıklar evrim propagandacılarının %99 oranıyla tasvir ettiğinden çok daha karmaşık. Başka tip genetik varyasyonlar değerlendirmeye katıldığı anda bu oran belirgin şekilde düşüyor. Ama yine de bu son yorum da evrimci ön yargılarla gölgelenmiş görünüyor. Önde gelen bir biyokimyager olan Dr. Fazale Rana %96 benzerliği dahi şu sözlerle reddediyor:
“Burada gördüğümüz şey, bilimsel bir oyun... Araştırmacılar insan ve şempanze arasında daha çok benzerlik göstermek için sonuçları manipüle ediyorlar... Bilim adamları tüm genetik farklılık tiplerini hesaba katacak olsalar benzerlik oranı %96’dan %85’e düşecek.” (10)
İkincisi, bir kez daha görmekteyiz ki, bir yanda bilimsel bilgide kazanç yaşanırken, öteki yanda evrimciler kayıp yaşıyorlar. Körelmiş organ ve hurda DNA iddialarının sonu böyle olmuştu. Bu iddialar, “Bunların fonksiyonlarını bilmiyoruz, o halde fonksiyonları olmamalı” şeklinde bozuk bir mantığa dayalıydı. Ancak bu konularda bilimsel anlayış ilerledikçe evrimcilerin iddialarının cehalete dayalı büyük yanılgılar olduğu anlaşıldı. Şimdi, genetik benzerlik propagandası da aynı süreçten geçiyor. Bilim adamları genetik benzerlikle ilgili önceki yorumların yüzeysel, aceleci, sakar ve yanıltıcı bir yaklaşıma dayandığını görüyorlar.
Üçüncüsü, ve en önemlisi, 40 milyon farklılık, bazları harf olarak düşünecek olursak 10.000 sayfa metine denk gelir. (11) Bu miktarda genetik farklılığın doğanın şuursuz kuvvetleri ve tesadüflerin aracılığıyla biriktiğine inanmak, bir tıp ansiklopedisinin elektronik baskısında meydana gelecek on binlerce rastlantısal değişikliğin onu anlamsız bir harf yığınına çevirmek yerine ona yepyeni bilgiler ekleyerek bir fizik ansiklopedisine dönüştüreceğine inanmak gibidir.
Evrim efsanesi
Ağaçlardan aşağı inen, yeni bir yaşam alanına uyum sağlayan ve kademeli olarak yeni biyolojik özellikler kazanıp harika bir insana dönüşen şempanze benzeri canlının hikayesi modern kültürün en büyük safsatasıdır. Burada son derece ilgi çekici olan nokta, genetik araştırmacılarının, kendi bilimsel akıllarının tesadüf ve amaçsız doğa olaylarının bir ürünü olduğu inancıyla bu efsanenin izlerini insan ve şempanze genomlarında aramaya çalışmalarıdır. Kendini kimyasal süreçlerin ürünü olarak açıklamaya çalışan bir zihinden gelen bu batıl inanca inanmak için hangi mantıklı sebep gösterilebilir?
Hiç, elbette.
Evrim teorisi, yaratılış gerçeğinin üzerini örtmek için tezgahlanmış bir aldatmacadır. İnsan ve şempanze evrimleşmemişlerdir. Her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın yarattığı mükemmel varlıklardır.

1- The Chimpanzee Sequencing and Analysis Consortium 2005. "Initial sequence of the chimpanzee genome and comparison with the human genome," Nature 437:69-87.2- New Genome Comparison Finds Chimps, Humans Very Similar at the DNA Level, NIH News, 31 August 2005, http://www.genome.gov/155150963- Michael Hopkin, “Chimpanzee joins the genome club”, news@nature.com, 31 August 2005, http://npg.nature.com/news/2005/050829/full/050829-9.html 4- Jonathan Marks, "What It Means to be 98% Chimpanzee", University of California Press, 2002, s. 255- Jonathan Marks, ibid s. 266- Tom Paulson, “Chimp, human DNA comparison finds vast similarities, key differences”, Seattle-Post Intelligencer, 1 September 2005, http://seattlepi.nwsource.com/local/238852_chimp01.html 7- Elizabeth Culotta, “Chimp Genome Catalogs Differences With Humans”, Science, Vol 309, Issue 5740, 1468-1469 , 2 September 20058- Karen Kaplan, “Man, Chimp Seperated by Dab of DNA”, The LA Times, 1 September 2005, http://www.latimes.com/news/science/la-sci-chimp1sep01,1,6338683.story?coll=la-news-science 9- Elizabeth Culotta, ibid10- Kathleen Campbell, “Leading Biochemist Says Chimp Genome Project is Seriously Flawed”, 2 September 2005, http://www.earnedmedia.org/cpr0902.htm 11- David A. DeWitt, Chimp genome sequence very different from man, 5 September 2005, http://www.answersingenesis.org/docs2005/0905chimp.asp

BOL ÇAMURLU SU + UZUN ZAMAN + BOL TESADÜF= MEDENİYET


Evrim teorisi söz konusu olduğunda pek çok kişi, bunun, bilimsel bir mesele olduğunu ve bilim adamları kadar bilgi sahibi olmayanların Darwinizm'i anlamalarının imkansız, üzerinde tartışmalarının da yersiz olduğunu zanneder. Nitekim Darwinistler de bu yanlış düşünceyi teşvik etmek için, Latince kelimeler ve halkın geneli tarafından bilinmeyen bilimsel terimler kullanır, karmaşık anlatımlar yapar, sık sık demagojiye başvurur ve içi boş sloganlar kullanarak bilimsel bir konudan bahsediyorlarmış izlenimi uyandırırlar.
Oysa Darwinizm'in temel iddiası tamamen bilim dışıdır ve bu iddiadaki mantık sefaleti, ilkokul çağındaki çocukların dahi anlayabileceği kadar açıktır. Sözde ilkel dünya ortamında, çamurlu bir su birikintisinin içinde, nasıl olduğu asla açıklanamayan bir şekilde ilk hücre meydana gelmiş, daha sonra tesadüfler bu hücreden hayvanları, bitkileri, insanları ve medeniyetleri meydana getirmiştir. Yani tüm insanlık ve medeniyet, bütün bitki ve hayvan alemi, sözde, bol miktarda çamur, uzun zaman ve bol bol tesadüfün eseridir.
"Tesadüfler, bir bataklığın içinden medeniyetleri meydana getirdi", gibi bir hikayeye inanabilmek için ya akıl zayıflığı içinde olmak ya da kavrama ve düşünme yeteneğinden tamamen yoksun olmak gerekir.
Açıkça bir mantık çöküntüsü içinde olan Darwinistlere göre, her biri şuursuz olan bu maddeler, akıl ve vicdan sahibi, düşünen, seven, merhamet eden, muhakeme yeteneğine sahip, tablolar ve heykeller yapan, senfoniler besteleyen, romanlar yazan, gökdelenler inşa eden, atom reaktörleri kuran, hastalıkların sebebini bulan ve şifaya vesile olacak ilaçlar üreten, siyaseti yönlendiren insanları meydana getirmiştir. Yeterince zaman geçince, çamurlu suyun içinden tesadüfler sonucunda, aslanlar, kaplanlar, tavşanlar, geyikler, filler, kediler, köpekler, kelebekler, sinekler, timsahlar, balıklar, kuşlar çıkmıştır.
Yine aynı çamurdan, birbirinden farklı koku ve lezzetleriyle çeşit çeşit meyveler ve sebzeler, portakallar, çilekler, muzlar, elmalar, üzümler, domatesler, biberler; eşsiz görünümleriyle çiçekler ve diğer bitkiler çıkmıştır.
Kısaca, Charles Darwin'den bugüne sayısız evrimci makalede, kitapta, filmde, gazete haberlerinde, dergi yazılarında, televizyon programlarında anlatılan masal, bataklığın içinden tesadüfen ortaya çıkan canlılığın senaryosundan ibarettir. Yani, siz bir Darwiniste "Bu medeniyet nasıl oluştu?", "Bu kadar farklı canlı türü nasıl meydana geldi?", "İnsan nasıl var oldu?" gibi sorular yönelttiğinizde, size vereceği cevabın özü şudur: Tesadüfler, bir bataklığın içinden tüm bu sayılanları, zaman içinde meydana getirdi.
DARWINİZM'İN FORMÜLÜ BOL ÇAMURLU SU + UZUN ZAMAN + BOL TESADÜF= MEDENİYET
Kuşkusuz böyle bir hikayeye inanabilmek için ya akıl zayıflığı içinde olmak ya da kavrama ve düşünme yeteneğinden tamamen yoksun olmak gerekir. Ama asıl şaşırtıcı olan, böylesine akıl ve mantık dışı bir teorinin yıllar boyunca destek görmesi, bilimsellik kılıfı altına gizlenerek sürekli telkin edilmesidir.
Darwinizm'in Yalanları Deşifre Olmuştur
Evrimciler değişik canlılara ait kemikleri arka arkaya dizmişler ve atın hayali evrimi şemasını oluşturmuşlardır.
19. yüzyılın ilkel koşulları altında ortaya atılan evrim teorisinin, gelişen bilim ve teknolojinin bulgularıyla geçersizliği ispatlanmış, Darwin'in iddialarının hiçbir gerçekliği olmadığı görülmüştür. Evrim sürecinin mekanizmaları olarak öne sürülen doğal seleksiyon ve mutasyonların, Darwinistlerin ön gördüğü gibi bir etkisi olmadığı, yani yeni canlı türleri meydana getirmelerinin imkansız olduğu anlaşılmıştır.
Darwinizm'e asıl darbeyi vuran ise fosil bulguları olmuştur. Darwin'in iddiasına göre, bütün farklı canlı türleri sözde tek bir ilkel atadan meydana gelmişti.
Bu iddianın ispatlanabilmesi içinse, canlı tarihinin önemli bir belgesi olan fosil kayıtlarında, bu sözde ilkel atayı ve bu hayali atadan türlerin nasıl geliştiğini gösteren izler olmalıydı. Örneğin, eğer tüm memeliler evrimcilerin iddia ettiği gibi sürüngenlerden türemişlerse, mutlaka yarı sürüngen yarı memeli bir canlıya ait fosilin bulunması gerekiyordu. Yapılan araştırmalarda, pek çok canlı türüne ait, milyonlarca fosil elde edildi. Ancak canlı türleri arasında geçiş olduğunu gösteren bir tane dahi fosil bulunamadı. Bulunan tüm fosiller, canlıların sahip oldukları tüm özelliklerle eksiksiz olarak bir anda ortaya çıktıklarını, yani yaratıldıklarını göstermekteydi.
Bu gerçek karşısında evrimciler, çeşitli yalanlara başvurdular. Paleontolojinin yüz karası olarak kabul edilen fosil sahtekarlıkları yaptılar. Soyu tükenmiş bazı canlılara ait fosiller üzerinde oynamalar yaparak, çeşitli senaryolar öne sürerek insanları aldatmaya çalıştılar.
Bu senaryoların en ünlülerinden biri "atın evrimi" hikayesidir. Bu senaryo, Hindistan, Güney Amerika, Kuzey Amerika ve Avrupa'da değişik zamanlarda yaşamış, farklı türlerdeki canlılara ait fosillerin evrimcilerin hayal güçleri doğrultusunda küçükten büyüğe doğru dizilmesiyle oluşturulan şemalarla ortaya atılmıştır. Değişik araştırmacıların öne sürdükleri 20'den fazla değişik atın evrimi şeması vardır. Hepsi de birbirinden farklı olan bu soy ağaçları hakkında evrimciler arasında da görüş birliği yoktur. Bu sıralamalardaki tek ortak nokta, 55 milyon yıl önceki Eosen döneminde (54 – 37 milyon yıl) yaşamış Eohippus (Hyracotherium) adlı köpek benzeri bir canlının sözde atın ilk atası olduğuna inanılmasıdır. Oysa atın milyonlarca yıl önce yok olmuş atası olarak sunulan Eohippus, halen Afrika'da yaşayan ve atla hiçbir ilgisi ve benzerliği olmayan Hyrax isimli hayvanın hemen hemen aynısıdır.
Üstelik, Eohippus ile aynı katmanda, günümüzde yaşayan at cinslerinin de (Equus nevadensis ve Equus occidentalis) fosillerinin bulunduğu tespit edilmiştir. (Francis Hitching, The Neck of the Giraffe: Where Darwin Went Wrong, New York: Ticknor and Fields, 1982, s.30-31) Bu, günümüzdeki at ile onun sözde atasının aynı zamanda yaşadığını göstermektedir ki, atın evrimi denen sürecin hiçbir zaman yaşanmadığının kanıtıdır.
Evrimciler tarafından ortaya atılan "at serisinin" uğradığı akıbet, kuşların, balıkların, sürüngenlerin ve memelilerin, kısaca tüm canlı türlerinin, hayali ortak ataları ve sözde evrimsel soy ağaçları için de geçerlidir. Bugüne kadar, herhangi bir canlı türünün atası olarak gösterilen fosillerin tamamının, ya soyu tükenmiş bir canlıya ait olduğu anlaşılmış ya da evrimcilerin fosil üzerinde oynama yaptıkları ortaya çıkmıştır.
Şeytanın Oyunu Bozulmuştur
Darwinizm, dünya tarihinin en kapsamlı ve en hayret verici aldatmacası olarak tarihe geçmiştir. Milyarlarca insanın adeta hipnoza girmiş gibi bu aldatmacaya kapılmış olması, tüm mantık dışı iddialarına rağmen Darwinizm'den etkilenmesi ise aslında mucizevi bir durumdur. Bugüne kadar evrim teorisine dünya genelinde verilen destek ve bu masalın böylesine kabul görmesi, şeytanın insanlığa bir oyunudur. Şeytan, büyük bir kitleyi Darwinizm'i öne sürerek yönlendirmektedir.
Çok yakın tarihe kadar, kimse şeytanın bu oyununu bozmaya, insanlara gerçeği göstermeye cesaret edememiştir. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda şeytanın bu oyunu, artık tamamen bozulmuştur. Bu aldatmacanın cevabı çok detaylı olarak anlatılmış, toplumlar bu konuda tam anlamıyla bilinçlenmiştir. Allah'ın izniyle, Darwinizm'in çöküşü, durdurulması mümkün olmayan bir noktaya gelmiştir. Nitekim, Darwinist dünya imparatorluğunda yaşanan paniğin asıl sebebi de budur.
 

myspace hit counters
Discount Rental Car